karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2011 Çarşamba

Şımarık

Senin meleklerinin en özeli olmak istiyorum
Her gece seni öperek uyutmayı
Senin usulca uykuya dalışını izlemeyi
Her sabah seni uyanırken görmeyi
En güzel rüyalarında olmayı
Tüm hayallerini dinlemeyi istiyorum

Senin tek gerçeğin olmak istiyorum
Sana hep doğru olanı göstermeyi
Her zor anında yanında olmayı
Her üzüldüğünde sana sıkıca sarılmayı istiyorum

Senin tek dileğin olmak istiyorum
Sana her baktığımda içim erisin
Aklıımda gönlümde senden başkası gezmesin
Bu gözler senden başkasını görmesin
Hep beni sev, hep seni seveyim, bulutlarda uçalım istiyorum

Bence sevgilim, yine de çok şey istemiyorum :)

Maskelerimiz

Biz insanların kaç yüzü var...
Bir iki üç dört...

 Niye bu kadar çok yüze gerek duyuyoruz kimse bizi olduğumuz gibi kabul edecek yüreğe sahip değil mi...Niye ailemize karşı farklı, arkadaşlarımız arasında farklı, sevgiliye karşı farklı davranıyoruz.
Buna ihtiyacımız var mı gerçekten, bunca maskeye ihtiyacımız var mı? Hangisi olmayı daha çok seviyoruz, kimin yanında kendimize daha gerçekçi geliyoruz?

 Hangisi gerçek bu  maskelerin diye sordum kendi kendime ancak biliyorum ki tüm bu maskeler biziz aslında.Bu kadar çok maske insana hiç güven vermiyor değil mi...Bir de şu var tabi hangisini nerede takacağımızıı bilmek çok önemli insanları kırabiliriz, onları hayal kırıklığına uğratabiliriz...Bana göre biz maske değiştirdiğimizi fark etmesek de bir dostun yanında hissedilen rahatlık bir sevgilinin ya da ailenin yanında hissedilen rahatlıktan farklıdır.Derecelendirme yapmıyorum buradaki rahatlıktan kastım kendin olmanla alakalıdır, ne kadar kendinsen o kadar rahatsındır...

 Fark ettim de biz insanlar baya bildiğin nabza göre şerbet veriyoruz arkadaş.Hayatımızdan çekip gitme ihtimali olanlara karşı daha yumuşak davranırken diğerlerini her kafamız bozuk olduğunda rahatça kırıp dökebiliyoruz.
O zaman ben çok korkarım insanlara güvenmekten, her zaman hayal kırıklığı yaşayabilme ihtimalinden...
Bu kadar çok maskesi olan varlıklara nasıl güvenebiliyoruz her gün her saat her dakika, şaşıyorum ya da onlar bana nasıl güvenebiliyor gözleri kapalı arkaları dönük anlayamıyorum! ...

Hepimiz insanız sonuçta öyle değil mi!!

3 Şubat 2011 Perşembe

Bu sefer sevemedim seni İstanbul!!!

Bir türlü sevemediğim bir şehir var, adı İstanbul...Nedendir bilinmez sevemez oldum.
Düşünüyorum da küçüklüğümü geçirdiğim o şehirden ayrılırken ne çok üzülmüştüm her tatilde İstanbul a gidişimizde orayı ''İstanbul um ben geldim beni özledin mi?' diye heyecanla karşılardım, şimdiyse 5haftalık sömestr tatili bile az geliyo oraya dönerken ayaklarım geri geri gidiyor.

Nedir peki düşüncelerimi değiştiren? Halbuki çok güzel günlerim de olmuştu...

  Üniversiteyi kazandığım ilk sene, bir zamanlar ayrılırken ardından bolca gözyaşı döktüğüm evime yıllar sonra geri dönmüştüm.Öyle ki her odasında ayrı bi huzur, ayrı bi anı, ayrı güzellikler vardı...Bana bi zamanlar bu güzel duyguları yaşatan o eve karşı duygusuzlaşmam nedendi peki...Bu duygusuzluğu yaşadığımı görmek çok acı, belki hiç dönmesem anılarım kirlenmeyecekti...Yaklaşık 6ay boyunca aileden uzak yaşayınca anladım aslında aileme bağlıymışım, aslında bu benim için büyük bi adımmış, aslında hiç birşey düşündüğüm kadar kolay olmayacakmış...
  Okulumun avrupada evimin asyada olması ve toplu taşıma araçları kullanıyor olmamın sonucu bi çok insanla muhattap olmak zorunda ve bi çok insanı gözlemlemek durumunda kaldım.Öyle ya da böyle geçen 6 ayda İstanbulun kalabalığı bana şunları gösterdi:
insanların bencilliği
insanların umursamazlığı
insanların yalnızlığı
insanların kirlenmişliği
insanların suratsızlığı
insanların çıkarcılığı
insanların bitmek tükenmek bilmeyen hırsları...

  Düşünün, her gün böyle bi şehirde değişmekten korkmaz mısınız, o kalabalığın içinde bi gün kaybolup gitmekten, fark etmeden onlara dönüşmekten korkmaz mısınız?Siz, ailenizin sizin için hazırladığı yumuşak yataklardan, onların güzel samimi sıcak kalplerinden, güvenli kucaklarından çıkıp böyle bir şeyin ortasına düşseniz hiç telaşlanmaz mısınız? Lisedeki dostlukların samimiyetinden, çocukluğun verdiği saflıktan, kirlenmemişliğin verdiği o güzel duygulardan, belki yanlışlıkla söylediğiniz bi söz yüzünden acaba arkadaşımı kırdım mı die günlerce kıvrandığınız zamanlardan çıkıp da; şimdi etrafınızdaki her biri ayrı telden çalan o garip insan topluluğuna baktığınızda ben nereye düşmüşüm demez misiniz? Çoğu İstanbul a gelmiş olmanın tüm nimetlerinden yararlanmak için onların deyimiyle 'özgürlüğün hakkını vermek için' kimi kendini erkeklere adar.  'sınırsızlığın hakkını vermek için' kimi kendini alkole adar, 'özgüven artışının hakkını vermek için' kimi kendini esrar eroine adar.Değişikliği çok sevmeyen biri için bunlar çok fazla... Etrafınızda bulduğunuz ve dostluğuna arkadaşlığına inandığınız 3-5 kişi yanınıza kar kalmasına rağmen yaşadıklarınızın yanında dostlar yeterli gelmeyecektir...Tüm bunları gördükten sonra hiçbir şekilde tatmin olmayınca da   ne İstanbul un büyüklüğü kalır, ne İstanbul un güzelliği kalır, ne de istanbulun sağladığı imkanın zartının zurtunun şununun bununun bi önemi kalır.

  Sonra mı?
  Sonra, sizde benim gibi tatillerde oraya dönmemek için ayakları geri geri gidenlerden olursunuz ve hayatınızın sonuna dek asla nerede yaşamak istemediğinizi bilirsiniz...

 Ancak şunu da sölemeden geçemeyeceğim ki kim olduğunu görmek isteyen kendini tanımak isteyen genç dostlar hayatlarının bi döneminde kesinlikle aileden uzak yaşamalıdır... Bazı sonuçları kötü de olsa buraya güzelliklerini yazmamış olsam da bu bir deneyimdir ve iyi ki bu deneyimi yaşayabildim.İstanbulun benim için az ve öz olan güzel yönlerinide yazmak için sabırsızlanıyorum ama eminim  kısa sürecektir :)

1 Şubat 2011 Salı

Aşkın Peşine Düşmüş Dünya


Herkes aşkı arıyor bakıyorum da.Eyy Tanrım neymiş bu aşk böyle diyesim var...Ama biliyorum aşkın nasıl bi duygu olduğunu da bunu yaşıyor olmak mı iyi hiç yaşamamış olmak mı iyi onu bilmiyorum...Erkeklerde işler nasıl yürür hele onu hiç bilmiyorum onlar da bi kez aşkın o güzel tadı ağızlarına deyince hep isterler mi o tadın eşsizliğine varmayı.Ben mi çelişkiye düşüyorum yoksa etrafımdaki kız arkadaşlarımdan mıdır bilmiyorum ama sanırım aşkı arayan ya da kendi masallarına kendi prenslerini arayan aşka aşık insanlar var onu biliyorum...Çok yakınımdalar konuşuyorum inanamıyorum.Ben gerçekçi bi insanım bu yüzden ağzım açık kalıyor bazen çok şaşırıyorum...

  Bu konuyu yüzlerce kez konuşmuşuzdur boşluktan mı arar insanlar aşkı yoksa onlara değer veren biri olsun diye mi...Tabi hepsi de olabilir ama biliyorum hiç aşık olmayan ve buna hiç niyeti de olmayan dostlarım var ve gayet mutlu mesut yaşıyorlar.Ama bir yandan da delicesine romantik olup her yerde aşkı arayan insanlarda var.Kim hayatından daha mutlu derseniz aşkı hiç tatmayan daha mutlu derim...Ama şu yönden de bakacak olursak üç günlük dünyada insanların herşeyi dibine kadar yaşaması taraftarıyım.Herşeyi en uygun zamanda en güzeliyle yaşamalı insan...Yoksa insan olmamızın ne ayrıcalığı kalıyo ki duygularımızı kullanmadıktan sonra...

  Herneyse... Yani anlayacağınız kızların durumu fena onlar için tek dileğim bir an önce hayattan istedikleri neyse (masallarındaki prens, hep hayal ettikleri erkekler, kendilerine değer verecek bir romantik) bir an önce kavuşmaları. Çünkü onlar adına çok endişeleniyorum...Ve ikinci merak ettiğim konu ise erkeklerde işler nasıl yürüyor.Sırf bunu öğrenebilmek için hayatımın ufak bir bölümünü erkek olarak geçirmek isterdim.Yanlış anlaşılmasın erkek olmadan yapılmayacağından değil de sadece saf bir gözlem olsun diye...

Organizatörlük, seni seviyorum!

 

 Yıllar sonra dostları bi arada görmeyi sevdiğim kadar hiç bişeyi sevemedim.Her zaman illa ki birileri eksik oluyor olsa da o eksikliklere rağmen mutlu olmayı öğrendim.Çünkü eğer öğrenmezsem hep bi şekilde içim içimi yerdi keşke o da olsaydı bu niye gelmedi diye...Heralde bunun yüzündendir ki Antepteki toplanma işlerini liseden beri hep ben organize eder oldum.Şimdi bi yerde toplanılacaksa bana soruluyor direk ama işin gerçeği bu durum beni çok sıkmaya başladı.İnsan elde edemedğini severmiş ya bi zamanlar başkalarına güvenemediğim için illa ki ben yapmalıyım dediğim organizasyonlarda artık organize eden değil de diğer tayfadan (çağrıldığım yere gitsem mi gitmesem mi diye düşünenlerden , bir nevi hazıra konanlardan) olmak istiyorum...Çünkü hayat onlara güzel onlar sadece olaya katılıyor, istedikleri kadar erken ayrılabiliyorlar.Tamam zaten eski dostların toplandığı bi ortamdan erken ayrılmak istemem ama insan gıcık oluyo neden pek çok insanın gözlerinde benim aldığım heycanı ve mutluluğu göremiyorum hadi bunu görsem yine hiç sorun değil...Bazen düşünüyorum da acaba ben mi duygularımı çok yoğun yaşıyorum herkes olsun hep birlikte olalım çok mu istiyorum çok mu mükemmeliyetçiyim.yok yok sorun bende değil bence onlar o topluluğa benim verdiğim kadar değer vermiyo...Evet , o yüzden de çok sevdiğim küçük dünyamın büyük sorumlulğu olan organizatörlükten vazgeçmicem beni yıldıramazsınız dostlarım :)

  Seviyorum ya ben bu işi hatta gayet klasik bi muhabbet ama ben demiştim, organizatörlükte gelişebileceğim birşeyler okumalıyım demiştim.Gittik tıp okuyoruz bakalım bünye ne kadar dayanacak.Neyse bu konuya girersem yazacak çok şey var o yüzden kapatalım gitsin...

  Organizatörlüğün canıma tak ettiği ve bunca ikilemin başlamasına neden olan an yılbaşı öncesi oldu.Çünkü biryerler ayarlamak için o soğuk, o yağmurlu ve o final öncesindeki kritik dönemlerde bağdat caddesindeki tüm mekanları dolaşmak zorunda kalmıştım...Çok kötü bi anıydı benim için neyse ki zor an dostu Merve yanımdaydı da el attı işe...

  Neyse tüm bunları düşününce bunlardan çıkarttığım sonuç küçük dünyamın büyük sorumluluğu olan organizatörlüğü çok seviyorum ama bundan sonra yılbaşında kesinlikle çalışmıyorum...

28 Ocak 2011 Cuma

Biri var ki...

Biri var adına şiirler şarkılar yazmak istediğim, her anında mutlu olsun istediğim, bana hep aynı sıcaklıkla baksın elimi hep aynı sıkı kavrayışla tutsun bana hep böyle sımsıkı sarılsın istediğim...Çok şey istemiyorum ki çünkü biliyorum bunların hepsi onun için bi zevk:)
 Öyle tatlı gözleri vardır ki böyle minik minik kahverengi gözler...Ama bana öyle güzel bakar ki gelde eriyip gitme karsısında arkadaş.Gelde ona delicesine sarılasın gelmesin...
AŞKtır onun adı...Erhan bile yakışmaz ona bazen yetmez duygularıma taşıyamaz...
 Üç senemiz doluyo artık ve benim sevgimin gücü daha da arttı...Bu yüzden ilk görüşte aşklar pek de inandırıcı gelmez ya bana.Aşkı besleyen şeyler vardır ki iki insanın birbirini tanıma derecesi arttıkça aralarında ki aşkta kuvvetlenir diyenlerdenim ben.Ben onu artık iyi tanıyorum ve biliyorum ki benim en büyük şansımdır o.Tanısan sen de anlarsın halbuki tamam aşk gözümü kör etmiş olabilir ama benim hala ayaklarım yere basıyo (her zman olmasa da parmak uçlarımın değdiğine eminim:) ).İlerde herşeyin nasıl başladığını da yazmak isterim ama şimdi değil...Şu an zamanı değil

Etiketler